Şiirler

--> Kendi Şiirlerinden Birkaç Örnek

--> Hakkında Yazılan Şiirlere Birkaç Örnek

 

KENDİ ŞİİRLERİ (Birkaç Örnek)

VUSLAT O ÂLEMDEDİR

Firkat âlemindeyiz, vuslat o âlemdedir,

Hüzün, keder burdadır, huzur o âlemdedir.

Dilden gamı dûr etmek, vuslat zevki bundadır,

Dildar ile hemdem ol, vuslat demi bundadır.

Hemdem olmak yâr ile Tevhid sırrı bundadır,

Fikr eyle daim onu, îman nûru bundadır.

Sûretinle kesrette, rûhunla ol vahdette,

Mani madde terakki bil ki bu âlemdedir.

Mücâhede etmeyen daima fırkattadır,

Nefsini öldürmeyen her an mağlubiyettedir.

Zikr-i Hudâ’ya çalış, ahengin buradadır,

Zikr ile mamur ola, hârkahın buradadır.

Râmî! Sen gaflet etme, saadet kalbindedir,

Dünyada çalışmayan, âhir nedamettedir.

Salat ile selamım Habibinin ruhûna,

Bütün âshabım ile hem anı anmaktadır.

25.10.1975

------------------------------------------------------------

BASİRET VER

Basiret ver Allahım! Seni görelim daim,

Olalım ibadetinde gece-gündüz kâim.

Çıkart sivâyı kalpten, bulalım zevki daim,

Bu sırra erenlerin gündüzü sâim, gecesi kâim.

Sevmede seni Rabbim! Yine sendendir meded,

Seversin sen kulları, adlarından biridir Samed.

Vedûd ismiyçun bizlere eyle meded,

Ya Rabbi! Tahammül ver edelim bezl-i cesed.

Nefs-i emmâre bizi düşürdü dalâlete,

Etti bizi perîşan sevk eyledi töhmete.

Şânı, bizi düşürmek her türlü mihnete.

Halas et bizi ondan lütfunla erdir devlete.

Râmî! Gaflette kaldın, uyan ey gafil, uyan!

Hep işlerinde daim lütf-i Huda’ya dayan,

Affetsen bu gedâyı olmaz o lütfun noksan,

Habîbine salâtı getirsin aynel-beyân.

 

------------------------------------------------------------
 

ÖLÜMDEN KAÇARSIN

Ölümden kaçarsın, sana yanaşır,

Azrâil melek etrafında dolaşır.

Ölüme vuslat, Hakka kavuşur,

Kaçma ölümden kurtulamazsın.

Madem doğup dünyâya geldin,

Nâzenin ömrün hevâya verdin.

Bitti tükendi, ömrün sonu geldi,

Azrâil melek etrafında dolaşır.

Hakîki vuslat ölümdür ölüm,

Melûl mahzûn olma ey benim gönlüm!

Seni Hakka ulaştıran ölümdür ölüm.

Azrâil melek etrafında dolaşır.

Dünyâ muhabbeti inmiştir kalbe,

Elvânı rengi hem eder pembe,

Aldatır insanı götürür tenge,

Azrail ölüm etrafında dolaşır.

Gider elden malın servetin,

Kalır amelin tende kefenin.

İndirirler kabre nazik cesedin,

Azrail melek etrafında dolaşır.

Perdeler dizilir, toprak dökülür,

Civanların bedenleri sökülür,

Ruhu melekler Arşa götürür,

Azrail melek etrafında dolaşır.

İhsan eyle ya Rab! Hüsn-i hatime,

Merhamet kıl her bir adıma,

Rami gibi gaflette kalan zalime,

Azrail melek etrafında dolaşır.

22.02.1982
(Vefatından 38 gün önce Allah’a kavuşacağını anlayarak küçük bir kâğıda yazdığı yukarıdaki şiir,
vefatından sonra ceketinin iç cebinde bulunmuştur.)

 

------------------------------------------------------------
 

KALMADI

Hangi gün geçti de yaprak takviminden kopmadı,

Hangi gün doğdu güneş de mağribinden batmadı.

Hangi gül açtı da günden güne rengi solmadı,

Hangi insân geldi dünyâya da buradan gitmedi.

İbret al ey Râmî! Bundan, çünkü ömrün kalmadı,

Vasl-i dildar ile handan olmaz isen sen eğer,

Nadim-u pişman olursun, nedimde fayda kalmadı.

Hep hevâya tabi oldun Hakka hizmet kılmadın,

Yaptığın işler hebâdır, sende ihlâs kalmadı.

Dâima zikret Hudâ’yı, dola kalbin feyz ile

Feyz ile ma’mur olur kalp, dilde ağyâr kalmadı.

Hak ile ahd eyledim ben, ta ezel sadık kalem,

Kulluğumda sâbit olam, başka imkân kalmadı.

Kıl hidayet bu zaife ey Hudâ-i lem-yezel,

Zikr-i Yezdân ile dolsun, başka çare kalmadı.

Zerr-i aşkı hakîre eylesen i’ta heman,

Dem bedem ma’mur olur ten, çü harabı kalmadı.

Bir kitap oldu bu âlem, buna şüphe kalmadı.

“Küllü şey hâlik” yazılmış, anın vechine,

Anın içun ehl-i kalbin ihtiyâcı kalmadı.

Bu kitab-i kâinattan okuyan ârif olur,

Hakkı her şeyde görür, ol ihticabı kalmadı.

Râh-i Hakka kalbini rapt et dem-â-dem Râmiyâ!

Budurur elsem rarîk kim dilde hasret kalmadı.

Râmiyâ! Ram ol şeri’at hükmüne her dem heman,

Mağfiret kıl bu hakîri başka melce’ kalmadı.

Nazmımı hıfz et oğul ifşâ etme sakın gayriye,

Hakkı bilmek isteyen yüz binde bir kalmadı.

1976

 

------------------------------------------------------------

 

HAKKI BİLMEK İSTEYENLER

Hakkı bilmek isteyenler mahv eder ağyarını,

Her nefeste her bir işte andırır dildarını.

Zikr-i Hakkı yâd eder her dem gönlü şâd olur,

İstemez ağyarı asla hem bulur o yârını.

İltifat etmez bu gaddareye etmez iltifat,

Ekşitir vechini dâim hem bulur dîdarını.

Hubbini çıkar gönülden dâima sen Râmiyâ!

Bu durur emr-i ilâhî inkıyâd ihsân daima.

Yâ ilâhî! Bu hakîre eyle ihsân dâima,

Yâdına olsun mulazım lütfiyle ver lutfunu.

01.02.1966

 

------------------------------------------------------------

 

HAKKI BİLMEK İSTERSEN

Ârif ol nefsini bil Hakkı bilmek istersen,

Dünyâ muhabbetini ko, sultan olmak istersen.

Cenneti irfânı bulmak güç değil bu fânide,

Bugünü yarın bilendir dildârı görmek istersen.

Âh u fîganı devâm üzre eden oldu murad,

Dâimu’l-Evkâtı zikr et Firdevs’e girmek istersen.

Menbâ-ı feyz-i ilâhî oldu Hakkı zikr etmek,

Kâr’ı bâb-ı zikr-i Mevlâ akrab tarik istersen.

Kıl bizi zikre müdâvim bulalım her dem necat,

Ölmeden evvel ölmek durur dâim necât.

Mâsivâyı devr eder zikr-i Hudâ ile,

Dâr-ı ûlâ ve uhrâ’da kâm almak istersen

Dem-be-dem artar aşkın zikr-i Hudâ ile,

Masivayı mahv eder aşk, ger aşık olmak istersen,

Ehl-i Derdin derdini idrâk edendir ehl-i hâl,

Yaraya merhem olurlar hem ederler def-i dâr.

Salikana yar olanlar feyz alırlar dem-be-dem,

Râmiyâ! Saliklere yâr ol ehl-i Hak olmak dilersen.

Salli yâ rabbi! Salaten dâimen fî-eyyi hâl,

Âl ile ashâbına olsun devamıyla selâm.

29.05.1974

 

------------------------------------------------------------
 

İLİM İLE AMEL KILMAK

İlim ile ‘amel kılmak hünerdir ey benim cânım,

Amelsiz ilme hiç kıymet verilmez derde dermanım.

Selef bu yola böyle gittiler maksûda erdiler,

Haremgâh-i visâle davet etti ulu Sübhân’ım.

Hıtâb-i izzetiyle bir kuluna merhem eylese

Dolar kalbi mahabbetle çağırır ey benim yârim!

Mahabbet dâmına düşmek aceb bir hayli kâr imiş,

Eder âhı devam üzre aman Allah'ım Allah'ım.

Bizi iman ile hatm eyle Rabbim son nefeste

Bizim imanımızı hıfze kadirsin ey Allahım.

Nefs u şeytân heman gözler imânı selb etmek

Teveccüh tek sanadır benim ey ulu sultanım.

Bu abd-i âsıye rahm eyle kıl bir tecelliyât

Bu Râmî’nin günâhı çok devâsı mağfiret şahım.

 

------------------------------------------------------------

 

HAKKINDA YAZILAN ŞİİRLER (Birkaç Örnek)
 

ÖZLEYİŞ

“el-İntizar eşeddü mine’n-nâr”

Okul olurdu sisli yamaçlar,

Kudümuyla şenlenirdi mezralar, şenlenirdi obalar;

Açılınca gül feminiz; kulak kesilirdi arz, göz olurdu semalar,

Hareket durur, susardı rüzgâr,

El-pençe divan ağaçlar, el pençe divan ağaçlar.

Kara çamur şekillenirdi ellerinizde,

Çanak olurdu bal konulan, vazo olurdu gül bulunduran,

Biçimsiz gövdeler sütün olurdu; göz kamaştıran,

Ve granitler gelirdi dergâhınıza; mum olur çıkardı öte yandan.

Görününce ak sarığınız ufuk çizgisinde,

Bedenimiz raks eder, yüreğimiz dillenirdi vuslatın ezgisinde.

Müjdeler! Dolunayımız doğdu, derdik on dördünde, eski caminin ahşap odası,

Bir yayla gecesinde, bir yayla gecesinde.

Mahçuptunuz, mahzundunuz, dürr-ü yetim büyüdünüz,

Gün dolandı, çile doldu; seçildiniz, büyüdünüz,

Sırrınızı taşıyamayınca zemin ve zaman, kayıtlardan sıyrılıp Mavera’ya yürüdünüz,

Cem’ul-Cem’ bilmecesinde, Cem’ul-Cem’ bilmecesinde.

Göçünce ulu tûbalar “irciî” emrinde,

Uçsuz karanlık kalır eski yerinde,

Sonsuz nedamet, yakıcı özleyiş tâ derinde,

Hakkıyla bilemedik, affet bizi ey dost!

Kıyamet seherinde, dehşet gününde.

Çaykara/Akdoğanlı Muhibbi’den

 

------------------------------------------------------------

 

GÜLE GÜLE EFENDİM (Vefatının Ardınan)

Bıraktın bizi öksüz, mahzun oldu kalbimiz,

Sen Rahman’a ulaştın, başsız kaldık hepimiz.

Doğru yoldan ayırma, rahmet eyle Rabbimiz,

Hizmette kusur ettik, sağlığında EFENDİM.

Peygamber varisiydin, sınırsız ilimlerde,

Allameydin efendim, her çeşit bilimlerde.

Yardım esirgemezdin, kim düşerdiyse derde,

Bilmedik kıymetini Büyük yolcu EFENDİM.

Rah-i Hak’tan koşardın, ömürlük hizmetinde,

Ağlıyoruz ardından çıplak, tok ve yetimle,

Aramızdan ayrıldın, duan kalsın bizimle,

Rahmet-i İlahî’ye vasıl oldun EFENDİM.

İmam-i Azam geldi, bırakıp gittin hemen,

Kalbimiz yolundadır, yerin olsa da Yemen,

Gönlümdeki hasreti yazmakla bitiremedim,

Rüzgar-ağaç ve kuşta elem vardır EFENDİM.

Çaykara! Ağlasana! Bak gidiyor İmamın,

Senin her şeyin oydu Vaiz, İmam, Sultanın,

Nurlarla dolup taşsın, ol ebedi mekanın,

Nasıl dayanacağız bu hasrete EFENDİM.

Dört yandan yetiştiler efendim sevenlerin,

Nura gark olur yüzü, ol Hakk’a erenlerin,

Hepsi üzgün ve mahzun oturmuş bedenlerin,

Allah’a emanet ol, güle güle EFENDİM.

Ey Allah’ın aşığı! Ayrıldın aramızdan,

En yüksek mertebeden Allah versin sana şan,

Seni daim yad eder, gönlünde olan iman,

Liva-i Mustafa’(s.a.s.)’ya güle güle EFENDİM.

Takva penceresinden aksederdi ışığın,

Hüzün olmaz gönlünde HAKK’a giden aşığın,

Peygambere yanaşmak arzusudur maşuğun,

Muradına kavuştun, benim canım EFENDİM.

Mütevazi halinle öne eğikti başın,

Ağlamak istiyorum, gözümde dondu yaşım,

Beni de kabul eyle, olacağım yoldaşın,

Camide yer kalmadı, öğle vakti EFENDİM.

Hasan’dı asıl adın, Rahmi ekli ardından,

Varis yerleştirmiştin, o muazzam tahtına,

Ulaştın en sonunda yüce Hakk’ın katına,

Allah’a emanet ol, güle güle EFENDİM.

İbrahim Turgut UYSAL * Çaykara/Şahinkaya Köyünden * Nisan 1982

 

------------------------------------------------------------

 

HOCAMA

Güneşin Çaykara’dan battığı bir gündeyiz,

Bayramları unuttuk, milletçe matemdeyiz.

Hasan Rami Yavuz’un kapısında bendeyiz,

Sen huzur içinde yat benim büyük üstadım.

Ruhun hep aramızda, göç ettin bedeninle,

Gök, yer ile birleşti bir anda hicretinle.

Anarak, ağlayarak, gönüller hep seninle,

Orduların geçiyor izinden adım adım,

Zamanın, Çaykara’nın seninle adı vardı,

Yokluğun bizi değil, bütün vatanı sardı.

Varlığın bize siper, kale idi hüsrandı,

Askerlerin yürüyor yolunda adım adım.

Sen huzur içinde yat benim büyük üstadım.

Yaprak ağaçta solar, solmaz senin güllerin,

Haşre dek hep ötecek kuşların, bülbüllerin.

Her biri bin yıl bize saatlerin, günlerin,

Orduların geçiyor izinden adım adım,

Sen kabrinde rahat ol, benim büyük üstadım.

Saf-saf askerin yolda, çizdiğin çevrede,

Öğüdün kulaklarda, kumandanda askerde.

Kimileri cephede kimileri siperde.

Askerlerin yürüyor yolda adım, adım.

Sen huzur içinde yat benim büyük üstadım.

Yere ektiğin tohum, çiçek açtı her yaşta,

Kefeni bayrak edip taşımaktayız başta.

Parola her an Tevhid, generalde erbaşta,

Orduların geçiyor izinden adım adım,

Sen kabrinde rahat ol, benim büyük üstadım.

Tarihinin manasını, anlayacak yaştayız,

İnan ki hak yolunda, Hak için savaştayız.

Düz yollar hep ilerde, şimdilik yokuştayız,

Askerlerin yürüyor, yolunda adım adım,

Sen huzur içinde yat benim büyük üstadım.

Güneş gibi cihana hep ışığını saçtın,

İlme susayanlara bıkmadan kucak açtın,

Peygamberin yolunda sel gibi coşup taştın,

Orduların geçiyor, izinden adım adım,

Sen kabrinde rahat ol, benim büyük üstadım.

Melekler de kıskandı, büyük ihtişamına,

İzinden gidenler de şan kattılar şanına,

Sanma ki ulaşılır, rütbene, o nişanına,

Askerlerin yürüyor yolunda adım adım,

Sen huzur içinde yat benim büyük üstadım.

Güneş gibi cihana hep ışığını saçtın,

İlme susayanlara bıkmadan kucak açtın.

Peygamberin yolunda sel gibi coşup taştın,

Orduların geçiyor izinden adım adım,

Sen kabrinde rahat ol benim büyük üstadım.

Hicretin bize hicran, sana en büyük vuslat,

Varlığın başka alem, yokluğun yine hayat,

Akçay kapında köle, özü emre itaat,

Askerlerin yürüyor, yolunda adım adım,

Sen huzur içinde yat benim büyük üstadım.

Kasım AKÇAY (Üstadın talebelerinden)
Not: Bu şiir Üstadımızın vefatından hemen sonra yazılmıştır.